Bize Ulaşın ★0538 669 1917 ★iletisim@sep.org.tr

BİLDİRGE 3: SOSYALİST ORTADOĞU, KURTULUŞUN MANİFESTOSUDUR! 

Ortadoğu petrol ve doğalgaz zenginliği ile emperyalizmin her zaman birincil önceliği olan bir bölge olmuştur. Emperyalizm Ortadoğu’yu önce sömürgeleştirdi, sonra işlerine geldiği gibi çizdikleri sınırlarla sözde ulusal devletler oluşturup sonrası için yeni çatışma kaynakları yarattı. Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt, Katar, Bahreyn, Ürdün gibi krallıklar kritik petrol ve doğal gaz zenginliğini Batı yararına kontrol etmek için dizayn edildiler. 

Irkçı apartheid rejimi olarak İsrail, emperyalistlerce adım adım inşa edildi. Stalin SSCB’si, Lenin SSCB’sinin tam zıttı olan bir politika ile İsrail devletinin oluşumunu mümkün kıldı ve bu korsan devletin 1948’deki kuruluşunu derhal destekledi. Uzun yıllardır uygulamada olan Filistin’in Filistinlilerden arındırılması stratejisi bugün son sahfasına ulaşmış durumda. Gazze neredeyse haritadan silindi, Batı Şeria ise etrafında fanatik Yahudi yerleşimcilerle tamamen kuşatılmış durumda. Filistinlilere nefes aldıracak yaşam alanlarının son kırıntıları da yok ediliyor. Böylesine eşitsiz bir savaşta Ortadoğu işçi sınıfı hareketinin yardımı olmaksızın Filistin direnişinin kendi başına zafer elde etmesi mümkün değil.

İran, 20.yy’ın uzun bir bölümünde diğer Körfez ülkelerinde olduğu gibi petrol zenginliği üzerine emperyalistlerce çöreklendirilmiş bir kral tarafından yönetiliyordu. Ne var ki emekçi halkın bitmeyen eylem ve grevleri çürümüş monarşiyi 1979’da devirdi. İran gerek işçi hareketi gerekse de öğrenci ve ezilen ulus dinamizmi ile bağrından kuşaklar boyu güçlü bir devrimci hareket çıkaran bir ülkedir. Bugün de bu gelenek sürüyor, fakat 1979’daki devrim sonrası yönetimi ele geçiren İslamcılar İran’da halkın üzerine kabus gibi çöktü. SSCB’nin yönlendirdiği İran solunun aldığı bu yenilginin acı sonuçları bugün de sürüyor. Diğer taraftan halkın ölümleri göze alarak İslami rejimden kurtulmak için sergilediği kararlılık bugün de capcanlı ve üstelik kadın dinamiğinde olduğu gibi yeni güçlerle büyüyerek gelişimini sürdürüyor.  

Kürdistan, birinci büyük emperyalist paylaşım savaşı sonrası 4 parçaya ayrıldı. Kürtler bunu asla kabul etmediler. Bugün de Kürt halkının ne ulusal özlemleri ne de cesareti azalmış durumda. Gelgelelim Ortadoğu’daki milliyetçi bölge devletleri ve bölgede at koşturan emperyalist güçlerce oluşturulan dünya statükosu Kürtlerin nefes almasına izin vermiyor. Emperyalist güçlerse Kürtleri işine geldiği oranda destekler gibi görünürken işine gelmediği durumda kurtların önüne atmaktan çekinmemektedir. Kürtleri hapseden emperyalist statüko başta Kürt emekçileri olmak üzere işçi sınıfının birleşik sosyalist hareketi tarafından tamamen parçalanmadan özgürlük, eşitlik ve kardeşlik gelmeyecektir. 

Mısır, Nasır’dan sonra halka nefes aldırmayan ABD işbirlikçisi kanlı diktatörlerce yönetildi. Nihayet 2011’de 30 yıllık diktatör Hüsnü Mübarek halk ayaklanmasıyla devrildi, ama kitleler devrimci süreci ilerletecek gerekli örgütsel ve ideolojik donanıma sahip olmadıkları için yeni bir Amerikancı firavun, iktidarı Mısırlı elitler ve dünya emperyalizmi adına gasp etti: Sisi. Mısırlı emekçiler ve gençler, şu sıralar bu yeni firavuna isyan etmek için güç topluyorlar.    

Emperyalizmin Teklifi: Kanlı Diktatörler mi, İç Savaş mı!

Dünden bugüne Fas’tan Pakistan’a, Azerbaycan’dan Sudan’a kadar Ortadoğu’daki yüz milyonlarca genç emekçi için yoksulluk, baskı ve geleceksizlik dışında bir yaşam söz konusu değil. Öyle ki milyonlarca genç daha iyi bir yaşama sahip olacağını umduğu Batı Avrupa’ya gitmenin hayalini kuruyor. Oysa orada kendilerini bekleyen ayrımcılık, acı dolu bir göçmenlik süreci ve ucuz işgücü olarak kıyasıya sömürülmekten başkası değil. Bireysel kurtuluşun olmayışı bir yana yüz milyonlarca emekçinin Batı’ya göç etmesi zaten mümkün değil. İşçi sınıfı ve gençlik bu acı hayatla yüzleşmek zorunda. Bu yüzden yaşamın kendisi emekçileri sistemle kavga etmeye zorluyor. Neticede ülkelerde bazen benzer, bazen farklı tempolarda biriken toplumsal hoşnutsuzluklar zamanı gelince isyanlar olarak patlıyor. Bu sınıfsal isyanların yarattığı tehlikenin farkında olan emperyalistler ve bölgedeki yerel egemen güçler, emekçileri birbirine düşürmek için sürekli olarak etnik ve mezhepsel gerilimleri kışkırtıyorlar. Böylelikle bölgede biriken büyük enerji kimlikler nefretine yönlendiriliyor. Sistem ve yerel diktatörler halkların birbirlerini boğazlaması sayesinde ayakta kalıyor. Bir yandan bağımsız sendikalar ve sosyalist partiler gibi sınıfsal örgütlenmeler sürekli baskı altında tutuluyor, diğer yandan etnik ve dini nefreti canlı tutacak provakasyonlar düzenleniyor. ABD emperyalizminin güdümünde yeşertilen El Kaide türevi Selefi fanatik örgütlerin varlık sebebi budur.       

Ama her şeye rağmen bu tuzaklara düşmeyen ve öfkesini diğer kimliklere değil sisteme yönlendiren bir sınıfsal dinamik de mevcut. Sadece son beş yıla baktığımında bir dolu örnek karşımıza çıkıyor. Örneğin İran 2022’de aylar süren bir devrimci kriz ile sarsıldı. Mollalar halkın güçlü tepkisi karşısında öyle aciz durumlara düştüler ki birçok şehirde tamamen geri çekilmek zorunda kaldılar. Kapitalist mollaların olayların kontrolünü tümden kaybetmemesini sağlayan tek şey kitlelerin örgütsüzlüğü idi. Devrimi ileri taşıyabilecek ve bir sonraki adım için emekçileri hazırlayacak bir öncülüğün olması durumunda kolluk kuvvetlerinin çözülmeye başlaması işten bile olmayacaktı. Bu da Molla rejiminin yıkılması demekti. Ne yazık ki böyle bir öncülük mevcut değildi. Sadece İran değil pandemi öncesi 2019-20 sürecinde Irak, Sudan ve Lübnan’da da sınıfsal taleplerle ayaklanma benzeri çok büyük mücadeleler yaşandı. Cezayir, Tunus, Fas’ta da sınıf mücadelesi çok şiddetli biçimlere büründü. Bunun dışında ezilen ulus dinamiğinin güçlü olduğu Kürdistan, Filistin ve Batı Sahra’da sosyalist dinamikler için gelişime açık bir durum varlığını sürdürüyor. Azerbaycan ve Mısır gibi ülkeler diktatörlere karşı alttan alta güç biriktiriyor. Pakistan ve Türkiye gibi ülkelerde sınırlı demokratik haklar devrimci örgütlenme için uygun şartları oluşturuyor.    

Yakın tarihin diğer devrim deneyimleri Ortadoğu’da çıkış yolunun hangi politik program temelinde mümkün olabileceğini daha da netleştiriyor. 2011’de Mısır ve Tunus’ta sarsılmaz görünen diktatörler yıkılmıştı. 2019’da Sudan diktatörü Ömer el Beşir de aynı akıbeti yaşadı. Diğer taraftan halkın muzaffer atılımı ve eylemsel radikalliği ile bu ayaklanmaların sadece yüzaydeki politik elitlere yönelmesi arasında büyük bir uçurum vardı. İnsanca bir yaşam, güvenceli iyi bir iş, demokratik haklar, serbest seçimler, kadın hakları, yolsuzlukların son bulması, nitelikli eğitim ve sağlık hizmetleri, köylüye toprak, su, emperyalizme bağımlılığın reddi… Bütün bu en temel insani taleplerin diktatörlerin devrilmesi ve bir çeşit demokratik devrimle elde edilebileceği sanılıyordu. Bu anlamda geniş kitlelerin öngörebildiği tek devrim bir çeşit demokratik devrimdi. Ama diktatörlükler devrildiği halde bu temel taleplerden hiçbiri elde edilemedi, hiçbir temel toplumsal sorun çözülemedi. Demokratik devrimleri mümkün kılacak ve Batı tipi liberal parlamenter sistemlerin temelini oluşturacak sermaye birikimi geri kalmış ülkelerde bulunmadığı gibi bu ülkelerde böyle bir sisteme ön ayak olacak burjuvazi de bulunmaz. Bu ülke yönetici sınıfları; kapitalistler, generaller, bürokratlar, toprak ağaları, tarikat şeyhleri; safi parazit ve halk düşmanı karakterdedir. Bu yüzden devrimi derinleştirmeden, burjuva devlet aygıtı parçalanıp egemen sınıf mülksüzleştirilmeden hiçbir toplumsal sorun çözülemeyecektir. Köylülüğün, öğrenci gençliğin ve diğer ezilenlerin desteğini alan işçi sınıfı yönetimi ele almalı, yeni bir işçi-emekçi cumhuriyetini örgütlemeli ve devrimi diğer ülkelere yayma perspektifini önüne koymalıdır. Sosyalist bir devrim sadece Ortadoğu’da değil tüm dünyada emekçilere ve ezilenlere gidilmesi gereken yolu gösterecek ve devrim ateşinin hızla yayılmasını sağlayacaktır. 

En temel insani taleplerin karşılanmasının tek yolu kapitalizmin yıkılması, işçi sınıfı iktidarının kurulması ve devrimlerin bölgeye yayılmasıdır. Devrimin sürekliliği yarı yolda kesilirse emperyalizm ve işbirlikçisi yönetici sınıflar inisiyatifi derhal ele geçirecek ve eskisinden beter bir baskı dönemi başlayacaktır. Yakın dönemin başarısızlıkla sonuçlanan bütün örneklerinde iktidardaki diktatör devrilse bile sistem ayakta kalıyor; demokratik talepler olarak sunulan hiçbir mesele çözülmeden diktatörlük veya iç savaş kabusu geri dönüyordu. Mısır’ın, Sudan’ın, Yemen’in ve hatta en ileri örnek olarak sunulan Tunus’un deneyimleri sürekli devrim dışında başka bir yolun mümkün olmadığını bir kez daha göstermiştir. Milyonluk kitle hareketi, grevler, barikatlar ve verilen binlerce kayba rağmen sosyalist bir perspektif olmaksızın ileri gidilemeyeceği deneyimle sabittir. 

Bir diğer husus daha var ki altı kalın bir çizgiyle çizilmelidir. Sosyalist devrim perspektifi kitlelerde yaygınlaşmadığı durumlarda emperyalist güçler inisiyatifi ele geçirmekte ve her türlü gerici zebaniyi ülkelerin başına musallat etmektedir. Suriye ve Libya’da olan bu olmuştur. Esad ve Kaddafi diğer diktatörlerden farklı olarak ABD emperyalizmine ters düşen diktatörlerdi. Bu yüzden ABD emperyalizmi ve ortakları, bu ülkelerde sınıfsal saiklerle başlayan isyanı manipüle edebilmiş ve halkları bir daha içinden çıkamayacakları korkunç iç savaşlara sürüklemiştir. Bu yüzden liderliği sağcı-gerici odakların ve emperyalistlerin elinde olan kitle hareketlerine gözü kapalı destek olmak, devrimcilerin yapacağı bir iş olamaz. Bu anlamda kitlelerde anti-emperyalizmi de kapsayan bir sınıf bilincinin yükselmesi hayati önemdedir. 

Sosyalist perspektifin tek anlamı Birleşik Sosyalist Ortadoğu mücadelesidir, sürekli devrimin temel sloganı budur. Muzaffer proleter devrimlerin ardından eşit sosyalist cumhuriyetlerin birliği kurulacak ve bu birlik sosyalist dünya devriminin öncüsü olacaktır. Kapitalist barbarlıktan çıkış için tek yol olan sürekli devrim programını hayata geçirecek Bolşevik bir geleneğin inşası görevi bizleri beklemektedir.

  • Etnik ve mezhepsel düşmanlığa karşı mücadele. İşçi sınıfının uluslararası birliği için İLERİ! Proletarya enternasyonalizminin kızıl bayrağı daha da YUKARI!
  • Ortadoğu’nun tüm ülkelerinde devrimci Marksist örgütlenmelerin oluşturulması ve mevcut parti ve örgütlerin birleşik mücadelesi için İLERİ! 
  • İşçi sınıfının mücadelesini, bilincini ve örgütlülüğünü geliştirecek talepler ve mücadele araçlarının geliştirilmesi için İLERİ!
  • Halk düşmanı tiranların geriletilmesi, temel demokratik kazanımlar ve insan hakları için mücadele. Protesto gösterisi, örgütlenme ve grev hakkı için İLERİ!
  • Dinin devlet işlerinden tam ayrılığı için mücadele!
  • Kadınlar ve EBT bireyler için tam sosyal, politik ve ekonomik eşitlik!
  • Halk düşmanı siyasal İslamcı rejim ve hareketlere karşı mücadele! İşçi sınıfının anti-emperyalist ve demokratik haklar mücadelesinde tam siyasal bağımsızlığı için İLERİ.
  • Kürt, Filistin, Azeri, Batı Sahra, Peştun, Beluci ve diğer ezilen halkların ulusal ezilmelerine karşı mücadele. Ezilen ulusların kendi kaderini tayin hakkı için İLERİ.
  • Emperyalist müdahalelere karşı mücadele. ABD emperyalizmi DEFOL! Rusya, İran, İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan gibi bölgesel emperyalist merkezlerin yayılmacı politikalarına karşı mücadele!
  • İran, Suriye, Lübnan ya da Yemen’e yapılacak NATO işgal ve saldırılarına karşı mücadele.
  • Sosyalist Emekçiler Partisi, Türkiye dahil tüm yabancı güçlerin Kıbrıs adasından çekilmesini ve Kıbrıs’ın kaderini dış müdahaleler olmaksızın Kıbrıs halkının belirlemesini savunur. Türkiye’nin Kıbrıs’taki varlığı, adanın kuzeyini kara para ve mafya cennetine dönüştürmüştür. Kıbrıs adasının iki tarafında da Türkiye ve Yunanistan’ın varlık ve müdahalesi son bulmalı; adadaki emperyalist üsler kapatılmalıdır. Sosyalist Emekçiler Partisi, birleşik sosyalist Kıbrıs’ın tek kurtuluş yolu olduğunu vurgular. Bu hedefe yerel zeminde ulaşmak mümkün değildir. Kıbrıs’ın kurtuluşu sosyalist bir Avrupa ve Ortadoğu kavgası ile kopmaz şekilde bağlıdır. 

Sosyalistler Varsa Umut Var!
SEP’e KATIL, DEĞİŞTİRELİM!

İletişim

0538 669 1917

iletisim@sep.org.tr

Genel Merkez: Kocatepe Mah. Bayındır 2 Sok. 45/7 Kızılay/ANKARA

SOSYALİZM KAZANACAK!