Emperyalist Savaşa ve Trump’ın Otoriter Kampanyasına Hayır!
Uluslararası Bildiri

Donald Trump hükümetinin Latin Amerika’da şu ana kadar Venezuela’ya yönelik bombalama ve komando saldırısı ile 3 Ocak’ta Nicolás Maduro’nun devrilip kaçırılmasıyla zirveye ulaşan mevcut saldırısı; hem emperyalist maceracılıkta hem de iç baskıda ABD emperyalizminin saldırganlığında ileriye doğru bir sıçramayı temsil etmektedir. Siyasi rejimde, Ulusal Muhafızlar’ın pek çok şehre konuşlandırılmasının; 2021 Kongre baskınının ön saflarında yer alan, federal bir güce dönüştürülerek büyük bir bütçe ayrılan ve Trump’ın faşizan paramiliter saldırı gücü olan federal ICE gücü formundaki aşırı sağcı milislerle tahkim edildiği, gelişmekte olan faşist eğilimlerle karakterize olan niteliksel bir değişim görmekteyiz.
ABD içinde yaşanan militarizasyon, askeri maceralara atılmak ve işçileri kitleler halinde bir ordu olarak seferber etmek için gereken siyasi koşulların aranması ve iç ve dış düşmanların ezilmesine dayanan ekonomik refah vaadi; ABD’nin emperyalist bir güç olarak gerileyişini durdurmayı amaçlayan bu otoriter projenin unsurları arasındaki ayrılmaz bağı oluşturmaktadır. Savaş sonrası ittifakların çözülmesinin yanı sıra doların ve ABD, Avrupa ve Japon borç tahvillerinin değer kaybetmesi; yalnızca kapitalist ekonominin değil, aynı zamanda emperyalist dünya egemenliği düzeninin de içine düştüğü krizin dramatik dışavurumlarıdır.
Trump rejimi, ülkeleri başlıca rakibi olan Çin ile ticareti kesmeye zorlayan emperyalist askeri saldırılarla ve dünyanın geri kalanından Çin ticaretine gümrük vergisi uygulamaya devam etmesini talep ederek hakimiyetini yeniden tesis etme arayışında.
Venezuela’ya yönelik saldırının arkasındaki ‘uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele’ veya ‘demokrasi mücadelesi’ iddiaları hızla bir kenara bırakıldı. Trump, Ulusal Güvenlik ve Savunma Stratejisi’nde açıkladığı üzere, bir yandan stratejik hasmı Çin ile yüzleşmeyi hedefinde tutarken, diğer yandan en azından kısa vadeli bir politika olarak Rusya’yı Çin’den koparmaya çalışarak ve Avrupa ile giderek daha fazla çatışarak; Latin Amerika’yı askeri ve ekonomik olarak tahakküm altına alma girişimi doğrultusunda güçlerini derhal bu bölgede yoğunlaştırıyor. ABD’nin ‘Amerika kıtasına odaklanması’; Grönland’dan Ukrayna’ya, Orta Doğu’dan Güney Çin Denizi’ne kadar uzanan siyasi ve askeri operasyonları devre dışı bırakmıyor.
Latin Amerika’da; birden fazla ülkeye yönelik tehditleri, yeni askeri üslerin açılmasını ve asker sevkiyatının yanı sıra yerel seçimlere müdahaleyi de kapsayan bu taarruz, batan teknelerden Karakas’a ve bu siyasi taarruzla koordineli şekilde Rio de Janeiro’daki favelalara (gecekondulara) düzenlenen saldırılara kadar şimdiden birkaç yüz can almıştır. Stratejik hedeflerden biri, üzerindeki abluka şiddetli bir şekilde sıkılaştırılan Küba devletini çökertmektir. Küba halkıyla dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz. Havana hükümetini devirme girişimi, sadece 1959 devriminden kalan tüm sosyal kazanımları ortadan kaldırmayı değil, aynı zamanda bölgedeki emperyalist kontrolü pekiştirmeyi amaçlamaktadır. Küba’yı, adanın devrimden önce sahip olduğu “gayri resmi ABD sömürgesi” statüsünün yeniden tesis edilmesine karşı savunmak, enternasyonalist devrimcilerin görevidir.
Kıtayı kontrol altına almaya yönelik bu taarruz karşısında, ne bölge hükümetleri ne de bölgenin geleneksel siyasi güçleri bir duruş sergileyebilmiştir. Sağ kanat, bu taarruzu memnuniyetle karşılamıştır; her ne kadar favori isimleri olan ve yabancı askeri müdahale çağrısı yapma konusunda “Nobel ödüllü” sayılan Corina Machado, Venezuela’da Trump tarafından bir hükümet figürü olarak ciddiye alınmayıp kenara itildiğinde alay konusu olsa da… Milliyetçiler ve merkez solcular sözde bu duruma karşı çıksalar da, hükümetleri her türlü tavizi vererek ve ortak eylem çağrıları yaparak Trump’ı yatıştırmaya çalışmaktadırlar. Halkların birliği üzerine on yıllardır süregelen demagojinin ardından, ABD saldırısına karşı bir seferberlik sürecinden kaçınmışlardır. Bu teslimiyetin kalbi, yeni hükümetin Trump’ın dayatmalarına uyum sağladığı, hatta petrol yasasını ABD’nin taleplerini karşılayacak şekilde reforme ettiği Karakas’tadır.
Bu teslimiyet çizgisine karşı, bölgedeki emperyalist varlıkla yüzleşmek için Latin Amerikalı işçilerin ve halkların örgütlenmesi ve seferber edilmesi çağrısında bulunuyoruz. Bize bu hükümetleri takip etmemizi öneren reformist sol, bizi çıkmaz bir yola sokuyor. Latin Amerika kitlelerinin müttefikleri ABD, Avrupa ve dünya işçileridir.
Bu saldırıya yanıt olarak, yüz binlerce işçi radikalleşiyor ve özellikle Fransa ve İtalya’daki eylem günleriyle, daha yakın zamanda ise Portekiz, Bolivya ve Belçika’daki genel grevlerle manşetlere çıkan genel greve yönelik yenilenmiş bir coşku var. Talepler çeşitli olsa da, Filistin soykırımına muhalefet, baskıcı yerel önlemler, kemer sıkma politikaları ve gerici çalışma reformlarının tümü; krizin yükünü işçilerin sırtına yüklemeye çalışan kapitalist saldırıyla yüzleşme ihtiyacını ortak bir şekilde ortaya koyuyor.
Bu, gençlerin, göçmen işçi topluluklarının ve Amerikalı işçilerin, canavarın tam bağrında, Trump’ın yabancı düşmanı ve faşist devriyesi ICE’ye karşı seferberlik, grev ve öz savunma kullanarak izledikleri yoldur. Bu yol, Demokrat Parti’nin bir yandan Kasım seçimlerinde Trump nefretinden sermaye devşirmeye çalışırken, diğer yandan Trump’ın aleni infazlar ve toplama kampları da dahil olmak üzere ülkenin açık militarizasyonu ilerletmesine izin veren yarı işbirliği ve yarı muhalefet yaklaşımına meydan okumaktadır.
Genel grev ve doğrudan eylem, yenilgisi dünya çapındaki tüm işçiler için bir zafer olacak olan milyarder başkanın saldırısını kırmak için binlerce kişinin eline aldığı araçlardır.
ABD’de Trump rejimine karşı bir işçi sınıfı birleşik cephesi için mücadele etmek ve ekonomiyi işçi sınıfının kontrolüne verecek bir programa sahip kitlesel bir işçi sınıfı siyasi partisinin kurulması kritik bir görevdir.
Sıkıyönetime ve askeri kontrolün dayatılmasına karşı işçi sınıfının birleşik savunma ihtiyacı acildir ve Trump hükümeti demokratik burjuva seçimlerini ortadan kaldırmakla tehdit etmektedir.
ABD kapitalist sınıfı içindeki iç mücadele, işçi sınıfını güçlendiriyor; zira işçiler, her iki siyasi partiden milyarderleri ve bir bütün olarak kapitalist sınıfı kapsayan cinsel yolsuzluk skandalı da dahil olmak üzere, kapitalist sınıfın gerçek doğasını görüyorlar.
Kriz ve Savaş Eğilimi
Trump’ın planları, emperyalistler arası gerilimleri ve küresel anlaşmazlıkları şiddetlendiriyor. Trump’ın taleplerinin kısmi bir ilerlemesi niteliğinde olan Grönland çevresinde varılan anlaşmalar; Avrupa emperyalist burjuvazisinin Trump’ın dayatmalarına karşı koymak için ekonomik, askeri ve siyasi unsurları bir araya getirme ve Çin, Hindistan veya Mercosur ile kendi anlaşmalarını geliştirme yönündeki artan girişimlerini ortadan kaldırmıyor. Kanada da bu konuda aynı doğrultuda hareket etmiştir. NATO’nun olası bir bölünmeyle karşı karşıya kalması, asker sevkiyatı tehditleri ve mücadelede silah olarak kullanılan ekonomik saldırılarla birlikte, son Davos Forumu bu gerilimlerin ne kadar uç noktada olduğunun bir göstergesiydi.
AB-Mercosur anlaşmasının imzalanmasının ardından dondurulması; tarım ve sanayi kapitalist çıkarlarının çatışmasından kaynaklanan, Avrupa Birliği’nin kendi içindeki çelişkilerin bir kanıtıdır. Endüstriyel ve tarım-gıda tekelleri lehine agresif bir kapitalist yeniden yapılanma olan bu AB-Mercosur anlaşmasını reddediyoruz. Bu anlaşma; AB ve Mercosur ülkelerinin burjuvazisi ve hükümetleri tarafından, “rekabetçilik” argümanı adı altında işçi haklarının tasfiyesini ilerletmek, ücretleri düşürmek için her ülkenin işçileri arasında daha sert bir iş rekabetini körüklemek, yoksul çiftçileri perişan etmek, çevreye ve gıda kalitesine zarar vermek için bir bahane olarak kullanılacaktır. Bu, AB’nin Latin Amerika halkları pahasına, bu toprakların zenginliklerinin tarihsel yağmasını yoğunlaştırarak; ABD ve Çin ile rekabetteki konumunu güçlendirme ve kendi rolünü bir üst seviyeye taşıma girişimidir. Bizler; hem uluslararası hem de ulusal sermayeye karşı, sınırlar ötesi işçi sınıfı mücadele birliğini savunuyor; sermayenin hem korumacı hem de serbest ticaret taraftarı olan tüm fraksiyonlarına karşı çıkıyoruz.
ABD ve AB arasındaki bölünmeler, dördüncü yılına girmek üzere olan Ukrayna’daki savaşa kadar uzanıyor. Rusya, ABD ve Avrupa emperyalizmleri arasında “güvenlik garantileri” ve toprak ve nüfuz alanlarının bölünmesi konusunda tartışmalar devam ediyor. Ukrayna’daki emperyalistler arası savaşı reddettiğimiz gibi, Ukrayna halkının yağmalanmasına dayalı bir “emperyalist barış” ihtimalini de reddediyoruz. Ukrayna halkı ve Kürtler, felaketlerin ve boyunduruk altına alınmanın en kötüsü olduğu kanıtlanan “ulusal savunma” adına Batı emperyalizmleriyle ittifak yapmalarını öneren solcu danışmanlar hakkında derin sonuçlar çıkarmalıdır. Ukrayna ve Rusya işçilerini birbirleriyle kardeşleşmeye ve kendi ülkelerindeki savaş çığırtkanı hükümetlerle yüzleşmeye çağırıyoruz.
Emperyalistler arası çatışma blokları istikrarlı değildir; aksine, sürekli olarak yeni kaymalara ve yeniden saflaşmalara tanık oluyoruz. Savaş eğilimlerinin temel nedeni, bir bütün olarak kapitalist sistemin krizidir. Belirsizliğini koruyan Ukrayna mutabakatı, küresel durumun doğasında var olan temel eğilimleri ortadan kaldırmayacaktır. Bu durum, özellikle ABD ve Çin arasında varılan geçici ticaret ateşkesi için de geçerlidir.
ABD’de yapay zeka ve veri merkezleri üzerinden şişirilen devasa spekülatif balon, bankacılık ve kripto piyasalarındaki denetimsizlikle birleşerek 2008 krizinden çok daha yıkıcı bir ekonomik çöküşe davetiye çıkarıyor. Bu durum, yaşanacak kriz karşısında işçi sınıfının, hem ABD hem de dünya ekonomisinin yönetimini bizzat kendi eline alacağı bir sürece şimdiden hazırlanmasını zorunlu kılıyor.
Askeri harcamaları artırma yarışı; sosyal hakların tırpanlanması, çalışma koşullarının ağırlaştırılması ve emeklilik haklarına yönelik saldırılarla el ele gidiyor. Birçok Avrupa hükümeti zorunlu askerliği geri getirmek için bastırıyor; ancak bu hamle Almanya’da kitlesel protestolara ve öğrenci grevlerine tosladı. Gençler tepkilerini şu sözlerle haykırıyor: “Sizin savaşınızın kurbanlık koyunları olmayacağız!”
Çeşitli sermaye çevreleri tarafından körüklenen sağa kayış ve faşizmin yükselişi, geçici bir ideolojik moda değildir. Aksine bu süreç; işçi sınıfını dize getirme, elindeki kazanımları gasp etme ve emekçileri cepheye sürülecek birer piyona dönüştürme çabasıdır.
Emperyalist burjuvazi kitlelere açlık ve savaştan başka bir şey sunmuyor. Dünya işçileri, kendilerine dayatılan bu kapkara geleceğe karşı ayağa kalkmalıdır.
Ortadoğu
Aralık sonunda İran’da yaşam koşullarının çekilmez hale gelmesine ve genel olarak kapitalist ayetullah rejimine karşı patlak veren kitle ayaklanmalarını destekliyor, rejimin halka yönelik canice baskılarını şiddetle kınıyoruz. Aynı zamanda, ABD’nin bölgeye yönelik askeri yığınağını ve bu halk ayaklanmasını emperyalist çıkarlarına alet etme girişimlerini de reddediyoruz. Bölgeye bela olan gerici rejimlerin üstesinden ancak ve ancak sömürülen kitlelerin kendi özgücü gelebilir; nitekim Arap Baharı ayaklanmalarına yerel burjuvazi ve emperyalizmin dayattığı o meşhur “gerici çözümler” bunun en acı kanıtıdır.
Filistin’deki soykırıma karşı direniş, Venezuela’ya yönelik işgal girişimleri, Avrupa’daki zorunlu askerlik dayatması ile savaş ekonomisi ve Minnesota’da göçmenlere yönelik düzenlenen faşist sürek avları… Bunların her biri, tırmanan emperyalist savaşa ve bu savaşı körükleyen hükümetlere karşı işçi sınıfının yürüttüğü tek ve ortak bir uluslararası mücadelenin parçalarıdır.
- Latin Amerika ve Orta Doğu’daki Trump’ın emperyalist saldırısına hayır.
- Tüm ülkelerde işçi sınıfına yönelik baskı ve saldırılara karşı Birleşik İşçi Cepheleri ve Genel Grevler için ileri!
- Yaşasın Minneapolis ve diğer ABD şehirlerinde ICE birliklerine ve Trump’a karşı ABD halkının mücadelesi!
- Filistin halkına yönelik soykırıma ve Trump’ın sömürgeci cuntasına hayır!
- Filistin ve Kürt halklarının kendi kaderini tayin hakkını destekliyoruz. Yaşasın birleşik, laik ve sosyalist bir Filistin! Yaşasın Sosyalist Ortadoğu Federasyonu!
- İran’a emperyalist askeri müdahaleye hayır. Ayetullah rejiminin şiddetli baskısını kınıyor ve İran halkının kitlesel mücadelesini destekliyoruz.
- Suriye’de etnik temizliğe maruz kalan tüm ezilen kimliklerle uluslararası dayanışma içindeyiz, kendi topraklarında özgürce ve eşitçe yaşama taleplerini destekliyoruz.
- Emperyalist savaşa, savaş bütçelerine ve savaş hükümetlerine hayır!
- Dünyanın dört bir yanında işçi partilerinin ve devrimci partilerin inşası için ileri!
- Bir işçi enternasyonali yaratmak için ileri!
Ukrayna’da dört yıldır aralıksız süren kirli emperyalist savaşın dördüncü yılı vesilesiyle; 28 Şubat günü, mümkün olan her şehirde bu sloganlar etrafında mücadeleyi ve sokak eylemlerini örgütlemeye çağırıyoruz! Emperyalist savaşa karşı çok daha büyük ve birleşik bir kampanya örmek amacıyla, Mart ayı başında tüm enternasyonalist güçlerin katılımıyla gerçekleştireceğimiz çevrimiçi buluşmaya davet ediyoruz.
KA – Communist Liberation (Yunanistan)
PO – Workers Party (Arjantin)
SEP – Socialist Workers Party (Türkiye)
TIR – Revolutionary Internationalist Tendency (İtalya)
SWP – Socialist Workers Party (Büyük Britanya)
UFCLP- United Front Committee for a Labor Party (ABD)
WCP-H – Workers Communist Party of Iran- Hekmatist (İran)
Marx21 (İspanya)
Fuerza 18 de Octubre (Şili)
GAR – Revolutionary Action Group (Meksika)
DSIP – Revolutionary Socialist Workers Party (Türkiye)
